|
YUMUŞAKÇALAR
Ev Akvaryumundaki küçük bir
salyangozdan 15 metre boyundaki dev mürekkep balığına; tüm yaşamı
boyunca aynı kayaya ya da kabuğa sıkıca yapışan istiridyeden
serbestçe yüzen tarağa ve etobur sümüklüböcekten etobur ahtapota
kadar olan canlılar, boyutları, görünüşleri ve yaşam alanları
bakımından çok farklı hayvanlardır. Ancak yinede tümü Mollusca
filumuna, yumuşakçalara girer. Bu filum, hayvanlar dünyasının en
büyük topluluklarından biridir. Şimdiye dek 70.000’den fazla tür
saptanmıştır. Yumuşakçaların çoğu denizlerde, bir bölümü tatlı su
göllerinde, havuzlarda ve ırmaklarda, bazıları ise karada yaşarlar.
Yumuşakça adı Latince’de
yumuşak anlamına gelen molluscus sözcüğünden gelir. Bu ad,
yumuşakçaların gövdeleri yumuşak olduğu için verilmiştir. Çoğu türde
gövde, önemli ölçüde kalsiyum karbonattan oluşan bir kabuk ile
korunur. Bu kabuk, manto adı verilen gövde örtüsünün salgılarından
oluşur.
Çoğu yumuşakçadan ayrıca
“ayak” adı verilen olağandışı bir yapı bulunur. Bu ayak, çeşitli
türlerde farklı biçimlerdedir. Sözgelimi, taraklarda bu ayak,
gövdenin kassal bir uzantısıdır ve çamurda, kumda yol açıp ilerlemek
için kullanılır. Salyangozlarda ise yassıdır ve sürünmek için
kullanılır. Mürekkepbalıkları ve ahtapotlarda kurbanları yakalama
işlevi gören çok sayıda kollar biçimindedir. Bazı istiridyelerde
ayak yoktur.
KAFADAN-AYAKLILAR
Mürekkepbalığı ve ahtapot
en çok bilinen yumuşakçalardır. Bunlar kafadan-ayaklılar sınıfına
girer. Terimin bilimsel adı olan Cephalopoda, Yunanca’da
kafa-bacak anlamını taşır. Hayvanlara bu adın verilmesinin nedeni,
çok sayıda “kola” ayrılan bacaklarının baş çevresinde bulunmasından
kaynaklanır.
Kafadan-ayaklılar, öenmli
bir noktada öteki yumuşakçaların çoğundan ayrılırlar. Genelde
kabukları yoktur. Bunun yerine, manto, çıplak gövdelerinin dış
bölümünü oluşturur. Bazı türlerde ise bir iç iskelet bulunur.
Tüm kafadan-ayaklılar
denizde yaşar. Emme yada yakalama yada her iki iş için
kullandıkları, çoğunlukla dokunaç adı verilen kolları vardır. Hemen
hemen tümü, özel bir kesede saklanılan mürekkep benzeri bir sıvı
salgılar. Düşmandan korunmak için mürekkep salgılayarak suyu
bulandırırlar. Bazı kafadan-ayaklılar, bukalemun gibi renk
değiştirme özelliğine sahiptir. Derilerinde kromatofor
(renk-taşıyıcıları) adı verilen ve farklı renk maddeleri içeren
hücreler bulunur. Bu hücreler büyüdükçe yada küçüldükçe, derinin
rengi de hızla değişir. Renk değiştirme özelliklerinden dolayı bu
hayvanlar bulundukları çevreye kolaylıkla uyum sağlarlar.
Mürekkepbalığı, kafadan-ayaklıların en usta yüzücüsüdür. Düzgün
hatlı, mekik benzeri bir yapısı vardır. Suyun içindeki hareketinden
dolayı bu hayvana kimi zaman “deniz oku” adı da verilir. Ayağı on
kola ayrılmıştır. Bu kollardan iki tanesi ötekilerden daha uzundur;
bunlarda emiciler bulunur ve avı yakalamakta kullanılır.
Gözkapakları yoktur, ancak gözleri şaşılacak ölçüde insan gözüne
benzer.
Mürekkepbalığı,
gövdesindeki merkezi bir oyuktan (manto oyuğu) suyu içeri çeker ve
mantonun bozulmasıyla esnek bir borudan (sifon) hızla dışarı atar.
Sifon, kolların hemen arkasında yer alır. Bunun içinden püskürtülen
su, hayvanı hızla geriye doğru iter. Mürekkep de bu sifon kollarına
boşaltılır.
Mantonun uzantıları olan
iki yüzgeç, temelde yönlendirme için kullanılır. Ayrıca mürekkep
balığının yavaşça arkaya yada öne gitmesini de sağlar. En çok
bilinen türlerinden biri, adi mürekkepbalığı (loligo pealei)’dır.
Akdeniz, Doğu Asya denizleri ve Kuzey Amerika’nın doğu kıyılarında
yaşar. Bazı balıkçılar bunları yem olarak kullanır. Özellikle
Akdeniz ve Uzakdoğu ülkelerinde besin maddesi olarak da tüketilir.
Uçan mürekkepbalığı (ommastrephes
bartrami) olarak bilinen tür, uçan balıkla karşılaştırılabilir.
Sık sık sudan dışarı fırlar ve kimi zaman gemilerin güvertelerine
düşer.
Mürekkepbalığının en
korkuncu, dev mürekkepbalığı (Architeuthis princeps)’dır.
Omurgasızların en iri türüdür. Kolları ile birlikte toplam uzunluğu
15m’yi aşabilir. Açık denizin derin sularında yaşar. Denizde, canlı
dev mürekkepbalığı ile çok seyrek karşılaşılır. Ancak bazen sahile
çıktıkları görülmektedir; kimi zaman özellikle Newfoundland
kıyılarında görülür.
Bu canlılara Yunanca’da
Sekiz ayak anlamına gelen Ostopus adının verilmesinin nedeni
ayaklarının sekiz kola ayrılmasıdır. Bu hayvan papağanınkine
benzeyen ağzını, avını parçalamak için kullanır. Ahtapotların kol ve
gövde uzunluğu 5cm ile 9m arasında değişir. Bazı yerlerde şeytan
balığı denilen türlerinin ağırlığı 35kg’a çıkabilir. Ahtapot, deniz
dibinde kolları üzerinde sürünür. Kimi zamanda suyu gövdesinin içine
çekip dışarı püskürterek yüzer. Ahtapot, genellikle ürkek bir
hayvandır gündüzleri yarıklara saklanır; geceleri avlanmak için
bulunduğu yerden çıkar.
Ahtapot eti, Avrupa ve
Kuzey Amerika’nın kıyı bölgelerinde sevilen bir yiyecektir. Uzak
Doğu ile Güney Pasifik adalarının bazı bölgelerinde de aranılan bir
besin maddesidir.
Mürekkepbalığı ve
ahtapotların iyi bilinen bir akrabası supyaya da öteki adıyla
kalamar (Sepiaofficinalis)’dir. 15cm ile 25cm uzunluğunda
olan bu canlı salgılama yoluyla kalkerli bir iç kabuk oluşturur. Bu
madde, kanaryaların ve öteki kafes kuşlarının kireç gereksinimini
karşılamak için yem olarak kullanılır ayrıca cila işlerinde de
yararlanılır. Supya adı verilen boya maddesi hayvanın kaçışını
izlemek için salgıladığı koyu kahverengi sıvıdan elde edilir.
Bölmeli bir kabuğa sahip
olan notilus (Nautilus pompilius) milyonlarca yıl önce ortaya
çıkmış grubun üyesidir. Büyük okyanusun güney batısı ile Hint
okyanusundan yaşar. Günümüzde yalnızca birkaç türü kalmıştır.
Kabuğu sarmal biçimli olup
bölmelere ayrılmıştır. Her bölme,hayvanın belirli büyüme evrelerinde
yaşadığı yeri gösterir. Doğal olarak hayvan en dıştaki bölmede
bulunur. Ağzının çevresinde yaklaşık 90 dokunaç yer alır. Bu
dokunaçlarda emiciler yoksa da katı nesnelere sıkıca sarılabilirler.
Başını kabuğunun içine çekebilir. Başının arkasındaki bir kapak ile
deliği bir ölçüde kapatabilir.
Kağıt notilusunun (Argonauta
argo) dişisi bir madde salgılayarak sarmal biçimli ve simetrik
beyaz bir kabuk oluşturur. Bu kabuk bir yumurta kutusu işlevi görür;
hayvan bunu istediği zaman bırakabilir. Dişilerin boyu 20cm’ye
erişebilir. Erkekleri daha küçük olup 2cm ile 3cm uzunluktadır.
Kabuk oluşturamazlar.
BALTA-AYAKLILAR
Tarak, istiridye, midye ve terodo gibi yumuşakçalar, balta-ayaklılar
(Pelecypoda) sınıfına girer. Ancak kabukları iki bölüme
ayrıldığı için daha çok çift kabuklular (Lamellibranchia ya
da Bivalvia) adıyla anılırlar. Kabuğun iç yüzeyi, sedef
maddesi olarak bilinen bir katman ile kaplıdır. Bu katman ince
taneciklidir. Beyaz renkli olabildiği gibi gökkuşağının tüm
renklerini de içerebilir.
Bir
iki güçlü kasla birbirine tutturulan iki kabuk sıkıca birbirlerine
kapanabilir. Bir midye yada tarak açıldığı zaman kopan şey, bu
kaslardır. Tarak gibi bazı çift kabuklularda hayvanın bir yerden
ötekine gitmesi için kabuğun dışına çıkan, iyi gelişmiş bir ayak
vardır. Ancak gerçek midyeler hareket edemezler. Deniz dibinde katı
nesnelere sıkıca yapışırlar, çift kabuklularda ayrıca kafa yoktur.
Bazı
çift kabuklular, sifon adı verilen iki boruya sahiptir ve bunlarla
suyu içeri çekip dışarı atarlar. İçe çektikleri suda bulunan bir
hücrelileri, yumurtaları, larvaları, yosun sporlarını ve küçük
bitkileri yerler. Ağızlarından giren bu besin maddeleri sindirim
kanallarına gider. Oksijende iki solungaç aracılığı ile kana
karışır. Artıklar ise sifondan atılan su ile çıkartılır
·
İstiridye
Yenilebilen istiridyeler (Ostrea cinsi) su altındaki
bir nesneye tutunarak yaşarlar. Kabukları oldukça asimetriktir.
Deniz dibindeki bir nesneye yapışan bölümü büyük ve oldukça
kalındır. Öteki kabuk ise daha küçük ve incedir. Kabuğun iki bölümü
genelde “yürek” adı verilen ve bir kabuktan ötekine uzanan bir kas
ile birbirine tutturulur. Gerçek istiridyeler dünyanın pek çok
yerinde, özellikle de Avrupa, Kuzey Amerika ve Japonya kıyılarında
yaşarlar.
Kuzey Amerika anakarasına ayak basan ilk beyazlar, kıyılarda yaşayan
kızıl derili kabilelerinin büyük oranda istiridye ile
beslendiklerini gördüler. Öncüler ve izleyicileri, sığ körfezlerdeki
istiridyeleri yağmaladılar. Uzun bir süre istiridye kaynaklarının
hiç tükenmeyeceği sanıldı.
Ancak, talebin gittikçe artması XIX. Yüzyıl sonlarında
istiridyelerin aşırı bir biçimde tüketilmesine yol açtı. Bu yüzden
deniz tabanın boş kısımlarında koylarda istiridye yatakları
oluşturuldu. Günümüzde Kuzey Amerika’daki istiridye kaynağının
önemli bir bölümü özel yataklardan sağlanmaktadır. Japonya, Fransa,
Hollanda ve öteki Avrupa ülkelerinde istiridye yetiştirilmektedir.
İstiridye
yetiştiriciliğinde başarılı olmak için bu canlıların yaşam devresini
iyi bilmek gerekir. Sözgelimi Ostrea Virginica türünün
dişisi, Kuzey Amerika’nın doğu kıyılarında yaşar ve yılda
milyonlarca yumurta yumurtlar. Dişinin suya bıraktığı bu yumurtalar
erkek istiridyelerin bıraktığı sperm hücreleri ile döllenir.
Döllenen yumurtadan küçük bir larva çıkararak hemen yüzmeye ve
birkaç gün sonra da kabuğunu geliştirmeye başlar. Bir hafta içinde
kabuğu tümü ile oluşur. Suyun dibine inerek bir kayaya da kabuk gibi
katı bir nesneye yapışır. Yavru istiridye burada büyüyerek olgun bir
istiridye olur.
Dişi
istiridyeler milyonlarca yumurta ürettiği halde istiridye sayısı
sürekli artmamaktadır. Bunun nedenlerinden biri, bütün yumurtaların
döllenmemesidir. İkincisi ise küçük larvaların yüzdükleri evrede
balıklarca yenmesidir. Deniz dibine inip bir yere yapıştıklarında
bile tam güvencede sayılmazlar. Kum yada çamur altında kalabilirler
yada deniz yıldızı gibi doğal
düşmanlardan
kurtulamazlar. Tüm bunları atlatıp olgunlaşsalar bile bu kez,
insanlar tarafından tüketilirler.
Üreme döneminde, istiridye
yetiştiricileri, deniz yüzeyinin istiridye larvaları ile kaplı
olduğu yerleri saptayarak. Deniz dibine kırık tuğlalar, kiremitler,
boş kabuklar vb. yerleştirirler. Larvalar kabuk geliştirip dibe
indiklerinde bu nesnelere yapışırlar. Bu nesneler daha sonra
denizden çıkartılır ve istiridye yatakları olarak seçilen yerlere
götürülür.
İstiridyeler genellikle dip
zeminin sert çamurdan olduğu orta sığlıktaki sularda yetiştirilir.
Böyle yerlerde istiridyelerin beslendiği mikroorganizmalar için gıda
maddesi sağlayan deniz bitkileri olması gerekir. İstiridye
yetiştiricileri kaygan çamur yada kum olan yerlerden, deniz yıldızı
istiridyelerin öteki doğal düşmanlarının yaşadığı yerlerden ve
kanalizasyon dökülen sulardan kaçınırlar.
Piyasaya sunulacak
istiridyeler, sığ sulardan özel maşalarla toplanır. Derin sularda
ise tarama aleti ile toplanır.
Fransa’da yavru
istiridyeler kısmen kapalı büyüme havuzlarına götürülürler. Bu
havuzlarda dalgaların girmesini sağlayan savak kapakları bulunur.
Tümü ile büyüdüklerinde “Claries” adı verilen küçük
havuzlarda semirilir.
Japonya’daki istiridye
çiftlikleri genellikle sığ, az tuzlu sularda kurulur. Her çiftlik,
bir bambu çiti ile birbirinden ayrılır. Yavru istiridyeler
toplanarak bambu kamışlarına tutturulur ve yataklara atılır. Tam
olarak büyüdüklerinde tutundukları bambu kamışları çıkartılır ve
istiridyeler toplanır.
Bu Çift Kabukluların da pek
çoğu yenilmektedir. En çok aranılan türlerden biri olan Mya
arenaria, çok ince ve kırılgan kabuğundan dolayı yumuşak kabuklu
tarak diye bilinmektedir. Avrupa’da ve Kuzey Amerika’nın Atlas ve
büyük okyanus kıyılarında yaşar. Yumuşak kabuklu tarağa uzun boyunlu
tarak adı da verilir. Boynu, birbiri ile birleşmiş ve üzerleri kalın
bir deri ile örtülmüş boru şeklinde iki sifondan oluşur.
Bu tarak, dil biçimindeki
ayağı ile çamurun yada kumun içine 7-10 cm derinlikte yuvarlar açar.
Deniz yükseldiğinde hayvan beslenirken “boynu” kumdan dışarı çıkar.
Deniz alçaldığında ise çamur yada kum üzerindeki çukurlar, tarağın
kendisini gömdüğü yeri gösterir.
Sert kabuklu tarak (Venus
mercenaria), pek çok yönden yumuşak kabuklu taraktan farklıdır.
Kalın, katı kabuğu kirli beyaz renktedir ve üzerinde ortak merkezli
daireler bulunur. Kabuğunun iç tarafı beyaz olup dış kenarlara doğru
mor bir renk alır. Her iki Amerika anakarasında, kıyılarda yaşayan
Kızılderililer, bu mor bölümü “wampum“ adı verilen para birimi
olarak kullanırlardı. Sert kabuklu tarağa ayrıca küçük boyunlu tarak
adı da verilir, çünkü yumuşak kabuklu taraklara göre sifonları
oldukça kısadır.
Sert kabuklu tarak, Kuzey
Amerika’nın Atlas okyanusu kıyısında çok miktarda bulunur. Kumda ya
da çamurda açtığı 15 m derinliğe kadar yayılabilen yuvalarda yaşar.
Kum ya da çamurun içinde büyük ayağı ile ilerler. Tarak avcıları
çoğunlukla sandalla denize açılır ve tırmık ya da tarama aygıtı
kullanarak sert kabuklu tarakları toplarlar. Yarım kabukları içinde
çiğ olarak ya da kızartma ve sebzeli tarak çorbası halinde yenir.
Tarak grubunun belki de en
gösterişli üyesi, Büyük Okyanus’taki mercan adalarında bulunan dev
tarak (Tridacna gigas)’tır. Çift kabuklu hayvanların en
büyüğüdür. Kabuğunun uzunluğu 1 m’ye, ağırlığı ise 200 kg’a
ulaşabilir. Yenilebilir bölümü 9 kg’ı aşabilir. Dev tarak
kabuklarının kiliselerde vaftis kurnası evlerde bebek banyo küveti
olarak kullanıldığı görülmüştür.
Deniz yelpazesi adı verilen çift kabuklular, sığ sulardan açık
denizlere kadar hemen her yerde yaşarlar. Kabukları yelpaze
biçiminde olup kenarları kavisli ve yuvarlaktır. Kabuklarının
birleştiği yerin her iki ucunda iki tane kanat benzeri çıkıntı
vardır. Birleşme yerinden yaklaşık 20 tane çizgi çıkar ve dışarı
doğru uzadıkça çizgi araları genişler.
Deniz yelpazesi özellikle yavru iken iyi yüzücüdür. Kabuklarını açıp
kapattıkça püskürttüğü su, gövdeyi iter ve sıçrayarak ilerlemesini
sağlar. Birçok deniz yelpazesi türünün gıda maddesi olarak değeri
yüksektir. Gövdesinin ancak küçük bir bölümü olan, iki kabuğu bir
arada tutan büyük kas yenir.
·
Midye
Midyenin kama biçiminde siyah yada mavimsi bir kabuğu vardır.
Byssus adı verilen bir iplik demeti, ayağın hemen arkasında
bulunan bir bezin salgıları ile üretilir. Bu iplikler deniz suyu ile
temas ettiklerinde sertleşir ve hayvanın kaya gibi sert bir nesneye
sıkıca tutunmasını sağlar. İplik demeti hayvan tarafından
koparılabilir. Bu durumda yerine yenisi çıkar. Böylece olumsuz
koşullar doğduğunda yerini değiştirebilir.
Yenilebilir midyeler (Mytilus edulis), Avrupa2nın çeşitli
bölgelerine dağılmıştır. Atlas Okyanusu kıyılarında ve Akdeniz’de
bol miktarda bulunur.
·
Teredo
Teredo (gemi kurdu), zararlı bir çift kabukludur. Deniz dibinde
bulunan tahta parçaları içine yuva yapar. Kabuklarındaki ince
çizgiler törpünün dişlerine benzer. Yumurtadan çıkar çıkmaz bir
iskelenin, dalgakıranın ya da bir geminin karinasının tahtalarını bu
çiftli törpüleri ile kazmaya başlar. Açtığı yuva derinleştikçe bunu
inci benzeri bir sedefle kaplar. Kurt büyüdükçe uzun solucan benzeri
bir hayvan halini alır. İncelen gövdesi, yuvanın en iç tarafındaki
küçük kabukların büyümesini önler. Yuvanın dışına uzanan sifonları
ile içeriye su ve besin maddeleri alır ve artıkları dışarı atar.
Sifonlarını içeri çektiğinde gövdesinin arka ucunda bulunan iki
plakayı kullanarak yuvanın ağzını kapatır.
Dışarıdan bakıldığında teredoların saldırısına uğramış bir tahta
parçasında yalnızca birkaç küçük delik görülür. İçten bakıldığında
ise bal peteğine benzer o kadar çok delik görülür ki, kimi zaman
bunlar arasında kağıt inceliğinde bir tahta kaldığı saptanmıştır.
Zamanla en sert tahtalar bile dağılır. Tahtaları teredolardan
korumak için metal ya da beton kaplamalar kullanılır. Katran ruhu
ile doyurulmuş tahtaların da teredoları uzak tuttuğu kanıtlanmıştır.
KARINDAN-AYAKLILAR
Salyangoz, sümüklüböcek, deniz salyangozu, ve sarmal sedef kabuklu,
yumuşakçaların karından ayaklılar sınıfında yer alır. Bu hayvanlarda
da öteki yumuşakçalarda olduğu gibi bir ayak ve bir manto boşluğu
bulunur. Baş gölgeleri çoğunlukla iyi gelişmiştir ve tek parçadan
oluşan sarmal biçimli bir kabukları vardır.
·
Salyangoz
Salyangozlar dünyanın her yerinde bulunur. Bazıları okyanuslarda,
bazıları ise ırmak, göl ve benzeri tatlı sularda yaşarlar. Karada
yaşayan sayısız salyangoz türü tropikal ormanlardan ılıman iklim
kuşağının nemli bölgelerine dek uzanan geniş bir alanda bulunur.
Salyangozun başında bir ağız ve bir ya da iki çift dokunaç bulunur.
Gözleri bu dokunaçların üstünde yada altında yer alır. Yassı gövdesi
üzerinde sürünerek ilerler. Ayağında bulunan bazı salgı hücreleri,
salyangoz süründükçe yeri yağlayarak ilerlemesini kolaylaştıran bir
sümüksü madde de salgılar. Düzgünce bir zeminde ilerleyen
salyangozun arkasından parlak bir iz bırakmasının nedeni budur. Hem
ayağını hem de başını kabuğunun içine çekebilir.
Tatlı su salyangozlarının ve kara salyangozlarının tarih öncesi
zamanlarda da insanlarca yenildiği sanılmaktadır. Günümüzde pek çok
ülkede lezzetli bir yemek olarak kabul edilir. Piyasada çoğunlukla
üretim çiftliklerinde yetiştirilen salyangozlar bulunur. En büyük
üretim çiftlikleri Fransa, İtalya ve İspanya’dadır. 8 ile 9 m²’lik
bir bölmede yaklaşık 10.000 salyangoz yetiştirilebilir. Salyangozlar
et, sebze ve kepek ile beslenir.
Hayvanbilimde Buccinum undatum ve Littorina adı
verilen deniz salyangozu türleri, Avrupa’da besin maddesi olarak
tüketilir. Buccinum undatum çağunlukla Atlas okyanusunun
kuzey kıyılarında bulunur. Besin maddesi ve morina avcılığında yem
olarak kullanılır. Ilıman bölgelerde ve soğuk denizlerde de yaşar.
Kayaların ve yosunların üzerine tutunur ve yosunla beslenir. Dişli
dil adı da verilen uzun dili önemli bir özelliğidir. Bu dilde bir
dizi keskin kavisli diş bulunur.
İstiridye matkabı adıyla bilinen salyangozun dişli dili çok
gelişmiştir. Uzunluğu 2,5 cm’den az olan bu küçük canlı,
istiridyenin kabuğunun birleştiği yere bir delik açar ve buradan
avının yumuşak gövdesini emer. İstiridye yetiştiriciliğinin başlıca
düşmanlarından biri, bu istiridye matkabı adı verilen salyangozdur.
Sümüklüböcekler,
salyangozların akrabalarından, 2-10 cm uzunluğunda, dış kabuksuz
canlılardır. Kara sümüklüböcekleri nemli yerlerde yaşar. Taş
altlarında, toprakta, deliklerde sıklıkla bulunur. Kimi zaman sebze
bahçelerini sararlar. Deniz sümüklüböcekleri Kuzey Amerika, Avrupa
ve Asya’da kıyı boyunca sığ sularda, kayalıklarda, yosunlar arasında
yaşayan otçul hayvanlardır.
Koni
kabuklu salyangoz adı verilen karından-ayaklılar, sönmüş yanardağı
andıran koni biçimli bir kabuğa sahiptir. Sığ sulardaki kayalara
emici aykları ile öylesine sıkı sıkıya yapışırlar ki, dalgaların
etkisi ile bile yerlerinden ayrılmazlar. Deniz yükseldiğinde,
başlıca
besin
maddeleri olan yosunların peşine düşerler. Beslenmeleri bittikten
sonra tekrar kayalara yapışırlar. Dünyanın pek çok yerinde
bulunurlar.
Kabuğu, insan kulağına çok benzediğinden bu adı almıştır. Bunların
büyük kabukları, özellikle pürüzlü dış yüzeylerinin cilalanmasından
sonra süs eşyası olarak kullanılır. Uzakdoğu’da ve Amerika’nın Atlas
Okyanusu ve Büyük Okyanus kıyılarında bulunur. Kıyıya yakın kayalar
üzerinde yaşar ve yosunlar ile beslenirler. Rahatsız edildiklerinde
şaşırtıcı bir kuvvetle kayaya yapışırlar. Etleri çoğunlukla güveç ve
balıklı sebze çorbalarında kullanılır. Kimi zaman biftek şeklinde de
pişirilirler. Uzakdoğu’da çoğunlukla kurutularak ya da tütsülenerek
tüketilir.
Sarmal sedef kabuklu salyangozlar, özellikle ABD’nin güney
kıyılarında ve Batı Hint Adaları’nda çok bulunan bir
karından-bacaklılar türüdür. Kabuklarının uzunluğu kimi zaman 25
cm’e ve ağırlıkları da 2,5 kg’a varabilir. Ayaklarında pençe benzeri
uzantılar bulunur. Sıçrayarak hareket eder ve yakalanmamak için kimi
zaman hızla dönebilirler. Kabukları nefesli saz, kabartma ve düğme
yapımında kullanılır. Bahama Adaları’nda ve Florida açıklarındaki
mercan adalarında besin maddesi olarak tüketilir.
DİŞ KABUKLARI VE KİTONLAR
Scraphopoda adı
verilen yumuşakçalar sınıfı, küçük bir grup olup yaklaşık 200 türü
içerir. Bu türlerin çoğunda uzun, kavisli, gittikçe incelen fildişi
rengindeki kabuk yabani domuz dişine benzer. Fildişi kabuklar adı
verilen bir başka türün kabukları kavisli değildir. Dişli kabuklar
genellikle çeşitli bölgelerde, oldukça derin sularda yaşarlar.
Kitonlar ve akrabaları Amphineura sınıfını oluştururlar.
Kuzey ve Güney kutup bölgeleri dışında dünyanın hemen her yerinde
bulunurlar. Kitonlar üst üste binmiş plakalardan oluşan bir kabuğa
sahiptir. Büyük kitonlar yenilebilir;etlerine çoğu zaman deniz
bifteği adı verilir. Bu sınıfın bazı üyeleri kabuksuz olup kurtçuğa
benzer.
|