1. Parçaya göre, 19. yüzyıl romancıları ak-kara çatışmasında yazarın taraf tutmasını doğru bulmamış; bu yüzden kimi insanı sadece ak, kimini de sadece kara göstermek yerine, her insanı alaca (iki renkli) göstermek istemişler. İnsanı ak göstermek, onu iyi yönleriyle yansıtmak; insanı kara göstermek de onu kötü yönleriyle yansıtmak olacağına göre, insanı alaca göstermek de onu hem iyi hem kötü yönleriyle göstermek olur.
Cevap: A

 

2. Parçada sözü edilen yazar, kafasında tasarladığı şemayı somutlaştırmak için, roman kişilerini araç olarak kullanıyormuş. Bu nedenle de roman kişileri ete kemiğe bürünememiş, cansız iskelet olarak kalmış. Roman kişileri, araç olmasaydı ne olurdu? O zaman canlanır, ete kemiğe bürünür, gerçekten yaşayan kişiler olurlardı. Başka bir deyişle, onlar aslında yazarın yarattığı, gerçek olmayan kişiler oldukları halde, inandırıcılıkları sayesinde, okuyucu onları sanki gerçekten varmış gibi, yaşayan bir kişiymiş gibi düşünür, hayalinde canlandırırdı. Ama roman kişileri, ete kemiğe bürünememişse demek ki inandırıcılıkları yok, okuyucuya gerçek bir kişi izlenimi vermiyorlar.
Cevap: C

 

3. A’da ayrıntıların hoyratça kullanılıp malzemenin üst üste yığılması; B’de savruk ve dağınık bir roman izlenimi bırakması; D’de psikolojik tahlillerdeki başarısızlık; E’de yazarın ikide bir araya girip romanı röportaja itmesi olumsuz eleştiri özelliğinde yargılar. C’ de ise romanın, işlediği konuyu geriye dönüşlerle verdiği söylenirken bununla ilgili olumlu ya da olumsuz bir yargılamaya gidilmiyor.
Cevap: C

 

4. Dolaylama, bir varlığın tek sözcükten oluşan adını kullanmadan kalıplaşmış bir sözcük öbeğiyle anlatılmasıdır. Amaç, anlatımı etkili kılmaktır. Dolaylama örnekleri, o varlıklar için adeta ikinci bir ad olmaktadır. Örneğin, balık yerine kullanılan derya kuzusu… Parçada “Beyaz örtü altında kaybolmuş ağaçlar…” sözüyle başlayan son cümlede “beyaz örtü”, kar yerine kullanılmıştır.
Cevap: E

 

5. Şiirde sözü edilen, dile getirilen her şey, içeriktir. Duygu ve düşünceler, hayaller, olaylar, kişiler, kavram ve nesneler… Bütün bunlar şiirin içeriğini oluşturur. İlk cümlede Ülkü Tamer’in şiirlerindeki imgelerden (hayaller), kişi ve varlıklardan söz ediliyor yani şiirin içeriği hakkında bilgi veriliyor. Diğer cümlelerde ise dil ve üslup özelliklerine değiniliyor.
Cevap: A

 

6. “Çağımızın siyah objektiften fotoğrafının çekilmesi” yaşama karamsar açıdan bakılması anlamında düşünülebilir. Karamsar bir açıdan bakınca, önceden insana umut veren her şey daha farklı gözüküyor ve bunlar birer kötülük kaynağı olarak görünüyormuş. Demek oluyor ki bakış açımızın karamsar ya da iyimser olması, yaşamla ilgili yorumlarımız da değiştiriyor.
Cevap: B

 

7. Parçanın son cümlesinde, yazarın okuruyla ilk bağını kitabından önce dergilerde yayımladığı öyküleriyle kurduğu söyleniyor. Yani yazar, öykülerini ilk önce dergilerde yayımlıyor, sonra bir kitapta topluyor; dolayısıyla okurlar kendisini önce dergilerdeki öyküleriyle tanıyor. Buna göre soru kökündeki cümlede söylendiği gibi “Dergiler, yazarı okurla buluşturup tanıştıran platformlardır.”
Cevap: E

 

8. Kendisinden sonra doğrudan açıklama yapılacak cümlenin sonuna noktalı virgül değil, iki nokta konur. Parçada “Ataç üzerine iki konuda yazı yazmıştım” dendikten sonra bu iki yazının konulan belirtiliyor yani doğrudan açıklama yapılıyor. Dolayısıyla III numaralı yerde kullanılan işaret, noktalı virgül değil, iki nokta olmalı.
Cevap: C

 

9. B’deki “ele başı” sözcükleri anlamca kaynaşarak tek bir kavramı karşılayan birleşik sözcük olmuştur; bu nedenle “elebaşı” biçiminde bitişik yazılmalıdır.
Cevap: B

 

10. iyelik eki almış ad: uyku-m-u
Zaman zarfı: geceleyin
Belgisiz sıfat: bir (ses)
Çekimli eylem: dolar
Bağlaç: Yok
Cevap: E

 

11. A) bırak-ıl-an: edilgen çatılı sıfat-fiil
B) kadar: edat
C) bile: bağlaç
D) kalamam: yeterlik bileşik eylemi (olumlusu: kalabilirim)
E) göz-ler-in- e: çoğul eki, 2.tekil kişi iyelik eki ve yönelme eki almış. Eklerin üçü de çekim eki.
Cevap: E

 

12. Soruda adlaşmış sıfat soruluyor ancak sadece adlaşmış sıfatı bulmamız istenmiyor. Ek eylemle çekime girmiş bir adlaşmış sıfat bulmamız gerekiyor. İlk önce ek eylemi hatırlayalım: Ek eylem, adları yüklem yapan idi, imiş, ise, -dir birimlerine verilen ad. B seçeneğinde “güzeldin” sözcüğü de “idi” ek eylemiyle yüklem olmuş bir ad. Peki, bu sözcük sıfattan dönüşerek mi ad olmuş? Evet, “güzel” sözcüğü önüne bir ad getirildiğinde tekrar sıfat oluyor: Güzel kadındın.
Cevap: B

 

13. “Gelmişim” eyleminde -misli geçmiş zaman kipi -di’li geçmiş zaman kipinin anlamıyla kullanıldığı için eylem kipinde zaman kayması var. Şiirin öznesi, “aman” ünlemiyle perdeleri iyi kapatması konusunda hancıyı uyarıyor. Şiirde hancıya hitap ederek konuşan şair ya da şiirin öznesi, iletişim tablosunda göndericiyi, hancı da alıcıyı karşılar. Göndericinin hancıdan istedikleri de ileti öğesi. Ancak parçada dilin kanalı kontrol işlevinden değil, heyecan bildirme işlevinden söz edilebilir.
Cevap: B

 

14. A) “sanat ve bilimsel alanlarda” tamlamasında ad ve sıfat türündeki tamlayanlar, ortak tamlanana bağlandığı için “sanat alanlar” gibi bozuk bir anlam ortaya çıkıyor. Yanlışı düzeltmek için “sanat ve bilim alanlarında” değişikliğine gidilebilir.
B) “Benim ve amcamın oturduğu ev”: Tamlama yanlışı. “Benim oturduğu ev” denmiş oluyor. Ayrı evlerde oturduklarına göre “oturduğumuz” da denilemez.
C) Tamlayan eki eksikliği. “… sürdürmesi … yönü” sözcükleri tamlanan durumunda. Kimin sürdürmesi, kimin yönü? Yanıtın “yazarın” olması gerekir. O halde “Yazar” sözcüğü -in tamlayan ekini almalı.
D) “Dürüst ve bencil olmadığı” sözünden “Dürüst olmadığı ve bencil olmadığı” anlamı çıkıyor. Oysa “Dürüst olduğu ve bencil olmadığı” denilmek isteniyor.
Cevap: E

 

15. Parçada Kasım Efendi’nin fotoğraf makinesini kahveye getirmesi bir sandalyeye çıkarak kahvedekilere seslenmesi, yeni mesleğini onlara duyurması, bir kişinin belli bir yer ve zamandaki eylemlerinin ya da bir olayın anlatımı niteliğinde. Dolayısıyla parçada başvurulan anlatım biçimi öykülemedir.
Cevap: D

 

16. Yazar, görme duyusuyla algıladığı ayrıntılara yer vermiş. Örneğin Emine abla dediği kişinin maltızda patlıcan kızartması, ufak tefek tıkız bir kadın olması yazarın görme duyusuyla algıladığı ayrıntılar. “Ufak tefek”, “derin derin”, “esmer mi esmer” “kapkara” gibi ikileme ve pekiştirmelerden yararlanılmış. Parçada bir kişinin eylemleri oluş sırası içinde anlatıldığı için öyküleme söz konusu ve öyküleme, gözlemci bir bakışla yapılmış. Anlatıcı “çirkin”, cana yakın” gibi sıfatlar kullanarak yorum da katsa izlenimlerini aktarıyor çünkü Görsel öğeler aynı zamanda betimleme öğesi. Ancak parçada dokunma duyusuyla ilgili ayrıntılara yer verilmemiş, (“…yüzünün terini kollarına siliyordu” cümlesinde yazar, görme duyusundan yararlanıyor.)
Cevap: E

 

17. Yazar, İstanbul’daki kavak kesme seferberliğini sevmediğini söylüyor. Gerçi bu faydasız ağaçların zararlarını kabul etmiyor değil. Ama parçadaki söyleyiş tarzından anlıyoruz ki bu ağaçların kesilmesinden pek hoşnut değil. Parçadaki düşünce akışı, bu hoşnutsuzluğun nedeninin belirtilmesini son cümleye bırakmış görünüyor. Nitekim E’de verilen “ama onları kesmeye nasıl ele varır insanın?” cümlesi, yazarın her şeye rağmen kavakların kesilmesini onaylamamasının nedenini açıklıyor.
Cevap: E

 

18. Yazar, Basın Müzesi’nde açılan “yasaklı kitaplar” sergisinden söz ediyor. Ona göre bu kitaplar, düşüncede geri kalmışlığımızın belgeleri. Yazar bu kitapları zengin olsaymış, satın alır ve demir parmaklı bir kafese koyarak bütün dünyada dolaştırırmış. Bunu ibret için yaparmış. Herkese bu kitapların zararlı olduğunu, yazarlarını hapsettiğimizi ilan eder; böylece ülkemizi güçlü, insanlarımızı mutlu kıldığımızı söyler ve bu yaptığımızı tavsiye edermiş. Kitapları yasaklayıp yazarları hapse atmakla ülkenin günlük güneşlik, insanların mutlu olması oldukça abartılı bir bakışı yansıtıyor. Parçadaki bu ironik (alaycı) söyleyiş tarzından yazarın dokundurma (tariz) yaptığını, o kitapları yasaklayan, yazarları hapseden zihniyeti savunuyormuş gibi görünerek aslında tam tersine yerdiğini anlamamız zor olmuyor.
Cevap: C

 

19. Parçada, kişinin kendini eleştirebilmesinin bir dizi meydan savaşının kazanılmasıyla sağlanan bir başarı olduğu söyleniyor. Peki, kiminle savaşılarak bu başarı elde ediliyor? Parçaya göre, kişi kendi kendisiyle, içindeki gurur ve böbürlenme dağlarıyla savaşarak kendini eleştirmeyi başarabiliyor. Yani kişi, kendini eleştirmeyi öyle kolayca başaramıyor, benlik duygusunu, gururunu aşmakta hayli zorlanıyor.
Cevap: B

 

20. Alman sinemacı Avrupalı yönetmenler gibi film çektiğimizi, kendi dünyalarımızı anlatmadığımızı söylüyor ve bizim kendi Wenders’imiz varken niye bir de Türk Wenders’i seyredelim, diyerek Türk sinemasının özgün değil, taklit olduğunu vurguluyor.
Cevap: D

 

21. Eleştirmen, yazdıklarının yanlış yorumlanmasını istemediği için yazısını yeniden yazma gereği duyuyorsa, yanlış anlaşılmamak için açıklamalara girişiyorsa doğru anlaşılmayı bekliyor demektir: Bu da onun açıklık niteliğine önem verdiğini gösterir.
Cevap: B

 

22. Parçada “kenarlarından otlar fırlayan taş”, “içi tozla karışık ter kokan kamyon” ifadelerinde betimleyici öğeler vardır. Yazar bir olay anlattığı için öyküleyici anlatımı kullanıyor ve I. kişili anlatımla yazıp olayı kahramanın ağzından anlatıyor. Süslü, sanatlı bir anlatım görülmediğinden anlatım yalın diyebiliriz. Eksiltili, yani yüklemsiz cümleler ise bulunmuyor.
Cevap: B

 

23. Verilen cümlede “yazarlık” bir “altın bilezik” e benzetilerek teşbih yapılmış. Ayrıca “edebiyatın telini tınlatmak” sözünde de edebiyatın bir “çalgı”ya benzetilmesi söz konusu. Bu benzetmede kendisine benzetilen, yani “çalgı” söylenmediği için kapalı istiare yapılmış oluyor.
Cevap: A

 

24. “— Kuru bir yaprak gibi kalbini eline al / Diye hıçkırır kaval” dizelerinde bilmezlikten gelme sanatı olan tecahülüarif değil, intak (konuşturma) sanatı var. A’da “Bir hançer de sen vur, utanma” sözü aslında bir yergi ifadesi; şair böyle davrananları eleştirmek için sözü, tam karşıt anlamını kastederek kullanıyor ve tariz yapıyor. C’de “ayaklar” “bir çift güvercin”e benzetilerek teşbihibeliğ yapılmış. D’de şair, sevdiğini söylediği Aysel’e “git başımdan” demekle tezat yapıyor. E’de ise “ay ışığı” ve “hüzün” kişileştiriliyor.
Cevap: B

 

25. Verilen dizeler aa bb cc biçiminde uyaklandığına göre mesnevi biçimiyle benzerlik gösteriyor. Dizelerde anlatıcı, ekmek parası için ileri yaşına rağmen güç şartlarda çalışan ve hastalanan bir ihtiyardır. Dolayısıyla parçanın türü, manzum hikâyedir. Halkın yaşayış tarzını bulduğumuz bu dizelerde açıkça verilen bir öğütle karşılaşmamız didaktik amacın somut ifadesi:” Kim kazanmazsa bu dünyada ekmek parası / dostunun yüz karası, düşmanının maskarası. “Mehmet Akif Ersoy, tüm şiirlerinde aruzu kullandığından manzumede hece ölçüsünün kullanıldığı ise doğru olamaz.
Cevap: C

 

26. İsmail Habip Sevük, Cumhuriyet Dönemi yazarlarındandır. Verilen parçada yazarın gözlemlerine yorum kattığı “tasalı akan Fırat” gibi ifadelerde açıkça görülüyor. Yazar Fırat Nehri’nin ve kıyılarının güzelliğini öven ifadeleriyle memleket sevgisini yansıtıyor. Benzetme ve mecazlarla yüklü sanatlı diline rağmen, akıcı ve açık bir anlatımla yazıyor.
Cevap: C

 

27. Kubbede Kalan Hoş Şada, Halide Edip Adıvar’ın hikâye, fıkra, sohbet, mensur şiir gibi bazı nesirlerini bir araya getiren eseridir. Verilen metinde İstiklal Savaşı’nı kazanan Türk askerlerinden övgü ve minnetle söz edilmiştir. Yazarın zafer heyecanını sıcağı sıcağına yansıtan metinde dilin heyecan bildirme işlevi ağır basmıştır. Öznelliği ve güncelliği dikkate alınırsa metinde makale değil, fıkra türüne özgü özelliklerin ağır bastığı görülür.
Cevap: E

 

28. Oğuz Kağan destanı İslamiyet Öncesi Dönem’e aittir. Manas Destanı ve Dede Korkut Hikâyeleri ise İslam Uygarlığı Çevresinde Oluşan Türk Edebiyatı Dönemi’ne aittir.
Cevap: B

 

29. İkinci ve dördüncü dizelerdeki “bağ” sözcükleri sesteş sözcüklerdir. Bunlarla cinaslı uyak yapılmıştır.”Bana” sözcükleri yazılışları aynı olduğu gibi anlamları da aynı sözcükler olduğu için rediftir. Birinci dize dışındakiler 4+3 hece kalıbıyla yazılmıştır: Bah-çe sa-na /bağ ba-na. Manilerin ilk iki dizesi genellikle doldurmadır yani maninin asıl konusuyla ilgili değildir. İncelediğimiz mani yedekli değildir, olsaydı dört dizeye ek olarak iki dize daha eklenmesi gerekirdi.
Cevap: E

 

30. Halk hikâyeleri sadece nazım biçiminde oluşturulmaz; nazım ve nesir karışık kullanılır.
Cevap: A

 

31.Koçaklama, koşma nazım şeklinin bir türüdür. Kahramanlık, yiğitlik, savaş konusunda söylenir. C seçeneğindeki dizeler böyle bir konuyu işlemiştir. A seçeneği taşlama; B seçeneği ağıt; D ve E seçeneği de güzelleme örnekleridir.
Cevap: C

 

32. Herhangi bir şairin şiirlerinden birine şaka ya da alay yoluyla benzetilerek yazılan şiire “tehzil” “denir. Bunu nazire yapmakla karıştırmayalım. Bilindiği gibi nazire bir şiirin başka bir şair tarafından aynı kafiye ve ölçüyle yazılmış benzeridir. Mehdiye, övgü şiiridir. Mersiye birinin ölümü için yazılır. Surname sünnet törenlerini, şehrengiz bir şehrin güzelliklerini anlatan eserlerdir.
Cevap: A

 

33. Hem halk edebiyatında hem de divan edebiyatında şiir, düz yazıdan daha önemli tutulmuştur.
Cevap: D

 

34. Aruz ölçüsünün özel kalıplarıyla yazılması, rubaiye özgüdür. Tuyuğda sadece 11 ‘li hece ölçüsüne benzeyen “failatün / failatün / failün” kalıbı kullanılırken rubaide 24 özel kalıp vardır. Ayrıca rubai Fars edebiyatında doğmuştur, tuyuğ ise Türk edebiyatına özgüdür.
Cevap: C

 

35. “Vesiletü’n Necat” Süleyman Çelebi’nin mevlit türünde yazdığı bir mesnevidir. Dolayısıyla düz yazı biçiminde değil, manzum bir eserdir. Mercimek Ahmet’e ait Kabusnâme sade nesirle yazılan bir nasihatnamedir. Sinan Paşa’nın Tazarrunâme’si süslü nesir örneğidir. Bâbürnâme, Bâbür Şah’ın hatıra-gezi türündeki eseridir ve nesirdir. Mizanü’l-Hak ise Katip Çelebi’nin nesir türündeki eserdir.
Cevap: B

 

36. Silahlara Veda adlı roman, Lamartine’e ait değil, ABD’li yazar Ernest Hemingway’indir. Ayrıca bu roman, romantik değil, realist romana örnek olur. Lamartine’e ait roman Graziella’dır.
Cevap: B

 

37. Ayyar Hamza, Direktör Âli Bey; Çerkeş Özdenler, Ahmet Mithat Efendi; Akif Bey, Namık Kemal; Zoraki Tabip, Ahmet Vefik Paşa’nındır. Afife Anjelik ise Recaizade Mahmut Ekrem’e ait bir komedidir fakat Ahmet Vefik Paşa, adı parçada geçenlerden biri değildir.
Cevap: C

 

38. Numaralı cümlelerde verilen özellikler bizi Namık Kemal’e götürmelidir. Her şeyden önce “vatan ve millet” şairi unvanı onu hatırlatacak önemli bir ipucudur. Ahmet Mithat ikiden çok fazla romanı olduğu; Ziya Paşa ve Muallim Naci roman yazmadıkları için; Samipaşazade Sezai’nin ise bir romanı (Sergüzeşt) olduğu için cevap olamaz.
Cevap: A

 

39. Servetifünun romancısı realizmden etkilendiği için romantik sanatçılar gibi kahramanlarını iyi-kötü ikilemi içinde sergilemez. Roman kişilerine karşı tarafsız olmak, onları iyi ya da kötü olarak yargılamamak, Servetifünun romanında belirginleşen bir özelliktir.
Cevap: C

 

40. Ahmet Vefik Paşa, Milli Edebiyat Dönemi’nin değil, Tanzimat Dönemi’nin yazarıdır.
Cevap: A

 

41. Refik Halit Karay, ilk romanı İstanbul’un Bir Yüzü’nde Mütareke Dönemi İstanbul’undaki yozlaşmayı anlatmış, daha sonra yazdığı romanlarında toplumsal ve siyasi konulara hiç girmemiştir. Yazarın romanlarında aşk, macera; hikâyelerinde memleket gerçekleri öne çıkar. Onun hiçbir eserinde Doğu-Batı ikilemini, aydın-halk çatışmasını göremeyiz.
Cevap: D

 

42. Parçada sözü edilen yazar, Ziya Gökalp’tir. Türk’ün Ateşle İmtihanı ise Ziya Gökalp’e değil, Halide Adıvar’a aittir. Kızıl Elma ve Altın Işık şiir türünde, Türkçülüğün Esasları ve Türk Medeniyeti Tarihi nesir türünde eserlerdir.
Cevap: C

 

43. 1914-1923 yıllarında, yani Millî Edebiyat Dönemi’nde Beş Hececiler dışında heceyle şiir yazanlar arasında Cahit Külebi’nin olması mümkün değil. Cumhuriyet Dönemi şairi Cahit Külebi hece şairi olmadığı gibi o dönemde yaşamış biri de değil.
Cevap: D

 

44. Yahya Kemal Beyatlı şairliği ön planda olan bir sanatçı olmakla birlikte nesirleri de olan bir isim. Aziz İstanbul, Eğil Dağlar gibi nesir kitapları hemen akla gelenler.
Cevap: D

 

45. Parçada geçen “yaban” adı, aydınlar ile Anadolu köylüleri arasındaki çatışmadan söz edilmesi, Mehmet Ali adında bir kahramanın olması, bu metnin Yakup Kadri’nin Yaban adlı romanından alındığını gösteriyor. Birinci tekil kişili anlatım, kahraman anlatıcının bakış açısıyla yazıldığının işareti. Anlatıcının aydın bir kişi olduğu ve köylülerde yaban olarak nitelendirilmesi, kendisini köylülerin içinde yalnız hissetmesi, romanda aydın-köyü çatışması üzerinde durulduğunu ortaya koyuyor. Romanın başkahramanı Ahmet Celal’in bir Anadolu köyüne sığındığı doğru bir bilgi. Ancak Yakup Kadri’nin bu romanı Millî Edebiyat Döneminde yazdığını söyleyemeyiz. Roman Cumhuriyet Dönemi eseridir.
Cevap: E

 

46. Geceleyin Bir Koşu” (İsmet Özel), “Bir Gün Mutlaka” (Ataol Behramoğlu), “Hücremde Ay Işığı” (Refik Durbaş), “Hasretinden Prangalar Eskittim” (Ahmet Arif) II. Yeni sonrası toplumcu şiir geleneğine bağlı ürünlerdir. “Dünyanın En Güzel Arabistan” (Turgut Uyar) ise II. Yeni ürünüdür.
Cevap: D

 

47. Cumhuriyet Dönemi Edebiyatında dil sorunu çözülmüş, yazı dili büyük ölçüde konuşma diline yaklaştırılmış, Arapça-Farsça sözcüklerin kullanımı da konuşma dilindekileri pek aşmamıştır. C seçeneğindeki dizelerde geçen “fecr ve nümayan” sözcükleri, bu dizelerin Cumhuriyet öncesinde yazıldığını düşündürüyor.
Cevap: C

 

48. Röportaj türünün ilk örnekleri Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı’nda verilmiş olsa da günlük (Tanzimat) ve fıkra (II. Meşrutiyet) türünün ilk örnekleri daha eski dönemlerde verilmiştir.
Cevap: E

 

49. Şair, unutmak istemediği çocukluk ve gençlik yıllarını özlemle anıyor. Şiirin bütününde bu özlem duygusu var. Dolayısıyla şiirin teması geçmişe özlemdir.
Cevap: B

 

50. Seçeneklerde verilen yazarların Attila İlhan dışında hepsi oyun yazarı. Ancak içlerinde romanları da bulunan tek yazar, Necati Cumalı. Yazarın Ezik Otlar, Mine, Vur Emri, Derya Gülü, Yaralı Geyik adlı oyunları da tiyatro edebiyatımızın ünlü eserleri arasında.
Cevap: C

 

51. Şiirin serbest nazımla yazıldığını görmemiz, şairinin Sezai Karakoç olduğunu anlamamız için yeterli oluyor. Çünkü diğer seçeneklerde verilen isimler, Ahmet Muhip Dıranas, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Kutsi Tecer, Necip Fazıl Kısakürek hece ölçüsüyle ve düzenli nazım biçimleriyle yazan şairler.
Cevap: A

 

52. I. metin, bireysel bir duyuşu soyut bir anlatımla ve serbest ölçüyle dile getiriyor. İkinci Yeni şiirine pek benzemeyen bu şiir 1980 sonrası döneme ait olabilir. Ancak Millî Edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren şiir olması düşünülemez.
II. metin, serbest çağrışımlara dayalı, anlam açıklığı olmayan, imgeselliği ön planda tutan bir şiir. İkinci Yeni özellikleriyle örtüşüyor.
III. metin, emek, barış, üretim, kardeşlik kavramları üzerine kurulmuş; sömürüye, ezenlere muhalif bir söylem söz konusu. “İkinci Yeni Sonrası Toplumcu Şiir”e örnek olabilir.
IV. metin, şiiri konuşma diline indirgeyen, günlük yaşamın basit ayrıntılarını imgesiz, sanatsız dile getiren, ölçü ve uyaksız bir şiir. Garip şiirinin tipik örneği.
V. metin 8’li hece ölçüsüyle yazılmış. Feymani mahlası ve söyleyiş özellikleri bu şiirin Cumhuriyet Dönemi halk şiiri olduğunu gösteriyor.
Cevap: A

 

53. Verilen şiirde tasavvuf geleneğinden modern bir anlayışla yararlanılmaya çalışılmış. Ancak anlamın örtük olması, imgelere yer verme gibi özellikler, şiiri İkinci Yeni şiirine yaklaştırırken Garip şiiri etkisi hiç yok. Garip şiirindeki konuşma diline indirgenen basit söyleyiş, günlük yaşamla ilgili ayrıntılar bu şiirde söz konusu değil.
Cevap: E

 

54. Hisar topluluğu Birinci Yeni şirine de İkinci Yeni şiirine de uzak kalır. Bu topluluktaki şairler Garip öncesi şiir anlayışını, yani geleneksel şiiri savunurlar. Ancak yeniliklere karşı olmadıklarını da vurgularlar. Onlar geleneği yıkmayı değil, devam ettirmeyi düşünürler. Yenilik anlayışları, geleneğe aykırı olmamakla sınırlıdır. Karşı çıktıkları bir başka konu da öz Türkçe akımıdır. Örneğin C seçeneğinde kullanılan “sevi” sözcüğünü Hisar şairleri kullanmak istemez. Ayrıca bu seçenekteki dizelerde konuşma dilinden uzaklaşma, anlamın açık olmaması Hisar şairlerine ters düşer.
Cevap: C

 

55. İkinci Yeni şiirinin en popüler şairi olarak bilinen ve şiirleri Sevda Sözleri adlı kitapta toplanan şair Turgut Uyar değil, Cemal Süreya’dır.
Cevap: D

 

56. Şiirde söz sanatlarının gereksiz olduğunu ilen süren topluluk Garipçilerdir.
Cevap: B